28 Ağustos 2014 Perşembe

Bir Erkeği Tavlamak mı? Çok Kolay Kardeş!

Bir Erkeği Tavlamak mı? Çok Kolay Kardeş!
Bir Erkeği Tavlamak mı? Çok Kolay Kardeş!

Bir Erkeği Tavlamak mı? Çok Kolay Kardeş!

Değerli okurum, konu erkeği tavlamanın yolları olunca biz kadınlar nedense apışıp kalırız! Oysaki erkeği tavlamanın yolları saymakla bitmez. Eğer böyle olmasaydı şimdiye dek bu konuda yüzlerce kitap yazılır mıydı?

Tabi bizim sorunumuz bilmek değil, bilgiyi hazmetmek olduğu için; yani teorik olanı pratiğe aktarma konusunda başarısız olduğumuz için "erkeği tavlamanın yolları"nı da layıkıyla ifa edemiyoruz maalesef.

Peki, çözüm yolu nedir değerli hemcinsim?

Çözüm yolu, iradeli ve kararlı olmaktan geçer elbet. Bir de şu fıkrada anlatılan gerçekten:

Erkeği Tavlamanın Yolları Fıkrası

Fıkra bu ya, kıyamet koptuktan sonra, Cennet'in kapıları vurulur: "Gümmmm!"

Melekler, Cennet kapısını açıp sorar: Kimsiniz?

Kapıyı çalan cennetlikler şöyle derler: Biz Fatih'in fedaileriyiz.

Bunu duyan melekler, el pençe divan dururlar ve saygıyla kapıyı sonuna kadar açarlar.

Aradan tam kırk yıl geçer ve Cennet kapıları yine vurulur. Melekler yine kapıyı açar ve sorarlar: Kimsiniz?

Gelenler, aynı cevabı verir: Biz Fatih'in fedaileriyiz.

Melekler, olmaz öyle şey, onlar tam kırk yıl önce gelmişlerdi; belli ki siz yalan söylüyorsunuz, derler.

Yeni gelenlerin karşılığı, tam da "erkeği tavlamanın yolları"nı arayan kadınların halini anlatır:

"Biz mehter takımıyız, ancak gelebildik."


Erkeği Tavlamanın Yolları ve Mehter Takımı


Bilmem anlatabildim mi değerli hemcinsim?

Evet, mehter takımı gibi davranır ve hımbıl hımbıl hareket edersen, belki yine cenneti (tavlamak istediğin erkeği) elde edebilirsin; ama senden kırk yıl önce onu bir başkası tavlamadı ise tabi.

Dostum, emin olabilirsin ki kadınların en sık tekrar ettiği hatalardan biri de müşkül-pesent olmaktır. Nedir peki müşkül-pesent olmak?

Bu kavram "zor beğenir" olmayı ifade eder ve erkek konusunda seçici olmayı anlatır. Hani hep daha iyisi olsun, deriz ya. İşte o ruh halinden bahsediyorum.

Tabi biz şu olmasın bu olsun, deyinceye kadar bir başkası elimizde olanı alır ve nihayet "elde yoksa avuç ne yapsın" sendromu yaşarız.

Demem o ki " erkeği tavlamanın yolları"ndan biri de "mehter takımı" olmamaktan geçer.


Şu kitap da (tıkla) işini görebilir.

Eski Sevgilinin Algılamadan Yargılaması da hoşuna gidebilir.

İlgili kelimeler: eski sevgili, eski sevgiliyi geri kazanmak, bir erkeği tavlama yolları

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Eski Sevgilinin Algılamadan Yargılaması

Eski Sevgilinin Algılamadan Yargılaması
Eski Sevgilinin Algılamadan Yargılaması

Eski Sevgilinin Algılamadan Yargılaması

Bu sitede, "eski sevgili"ye dair her ayrıntıyı paylaşmaya çalıştığımı biliyorsun. Ve her olayla ilgili bir "eski sevgili" kıssası çıkardığımı, sonra da bu kıssadan bir hisse çıkardığımı da.

Bu günkü yazımda da güzel bir kıssanın (hikmetli hikayenin) eski sevgili ile bağıntısı üzerinde duracağım. Ve eminim ki bu kıssayı doğru yorumladığında; yani bu kıssadan gerekli hisseyi çıkardığında artık "eski sevgiliyi geri kazanmak"la ilgili problemin kalmayacak. Şöyle ki:

Bir bedevi, çölde eşeği ile birlikte yürürken karşıdan gelen bir adam görür. Uzaktan bu adamın kim olduğunu merak eder ve ona doğru yönelerek yürümeye devam eder.

Biraz sonra karşı karşıya gelirler ve ilk soruyu adam sorar:

-Belli ki yükün ağır. Şu eşeğin iki yanında ne var öyle?

-Eşeğin bir yanında buğday torbası, diğer yanında ise onu dengelesin diye kum torbası var.

-İyi de kum torbasını boşaltıp onun yerine buğday torbasının yarısını koysan ve eşeği de bu gereksiz ağırlıktan kurtarsan olmaz mı?

-Bak bunu hiç düşünememiştim doğrusu. Sen belli ki çok zeki bir adamsın. Ve yine belli ki bu zekayla büyük işler yapmış olmalısın. Doğru söyle bu ülkenin kralı mısın?

-Hayır.

-Öyleyse vezirsin değil mi?

-Hayır.

-O halde ülkenin en zengin tüccarı olmalısın. Zaten bu zekayla daha aşağı bir pozisyonda olamazsın.

-Hayır yine yanıldın. Ben ne tüccarım ne de zengin. Hatta beş parası olmayan bir insanım. Sadece kendi halinde bir filozofum.

Bedevi bu sözlere, şöyle karşılık verir:

-Ben de seni adam sanmıştım. Vallahi senin dediğini yapmayacağım. Eğer zekan bir işe yarasaydı önce seni zengin kılardı. Demek ki hiçbir işe yaramıyor.

Şimdi bu bedevinin mantık hatası ve "algılamadan yargılaması" ile eski sevgilinin algılamadan yargılaması arasındaki ilişkiyi nasıl kuracağız?

Bu ilişki üzerine benim söyleyeceğim çok söz var; ama biraz da sen bağlantı kur dostum.

Çünkü ben senin yorumunu bekliyorum. 
Eğer "eski sevgiliyi geri kazanmanın en garantili yolları"nı öğrenmek istersen şu yazımı da okumalısın: Eski Sevgilimi Geri Kazanmak İçin Hangi Kaynağı Kullanmalıyım?

26 Ağustos 2014 Salı

Eski Sevgili ve Temel'in Yahudi'ye Attığı Tokat

Eski Sevgili ve Temel'in Yahudi'ye Attığı Tokat
Eski Sevgili ve Temel'in Yahudi'ye Attığı Tokat

Eski Sevgili ve Temel'in Yahudi'ye Attığı Tokat

Sevgili okurum, "eski sevgili" ile alakalı yüz elliden fazla yazı yazdım şimdiye dek. Fakat aşk, öyle bitmez tükenmez bir derya ki bu konuda yazılabilecek yazıların haddi hesabı yok, diyebilirim. Öyle ki her konu, ucundan kıyısından bir şekilde eski sevgiliye bağlanabilir; bunu yakinen gördüm ve hatta yaşadım. Hani psikolojide "algıda seçicilik" diye güzel bir kavram var ya.

Algıda seçicilik kavramına göre, insan hangi ruh halinde ise dünyayı da öyle görür. Örneğin karnı acıkan bir insan, bütün dünyayı ekmek şeklinde görür.

Hani bir şairimiz: "Tok olan cümle cihanı tok sanır. Aç olan, alemde ekmek yok sanır." der ya. Aynen öyle...

Biz de "eski sevgili" hastaları olarak her konuyu bir şekilde eski sevgiliye bağlama hastalığına yakalanmış durumdayız galiba... Ama ne yapalım? Seven ve vefa hissi ile dolup taşan kalbimiz, onun özlemiyle kavruluyor, elden ne gelir?

Nitekim bu gün de aklıma, Temel'in Yahudi'ye tokat atması hikayesi ile eski sevgiliye atılan tokat yahut eski sevgilinin bize attığı tokat arasındaki ilişki geldi. Şöyle ki:

Temel, günün birinde karşısına çıkan bir Yahudi'ye bir tokat atar. Yahudi, eskiden de karşılaştığı; ama aralarında hiçbir sorun olmayan Temel'in bu tavrına hiçbir anlam veremez ve sorar:

"Uşağım, söyler misin, şimdi niye tokat attın bana?"

Temel, enteresan bir cevap verir:

"Çünkü siz, zamanında Hazreti İsa'yı çarmıha germişsiniz."

"İyi de Temel, biz bunu iki bin yıl önce yapmıştık."

"Olsun, ben yeni duydum."

Temel, aslında hepimizin düştüğü bir hatayı çok orijinal bir şekilde gözler önüne seriyor. Çünkü hepimiz, bir başkasını eski günahlarından dolayı top ateşine tutabiliyoruz. Buna eski sevgilimiz de dahil.

Veya birçok insan, bizi eskiden yapmış olduğumuz ve şimdilerde pişman olduğumuz hatalarımızdan dolayı yadırgar. Buna da eski sevgilimiz dahil.

Özetle Temel'in Yahudi'ye attığı tokat, insanın insana attığı tokattır ve maalesef bunu her gün görüyoruz.

Şimdi, yorum sırası sende değerli okurum. Temel'in Yahudi'ye attığı tokat başlıklı bu yazımda, "eski sevgili" ile ilintili birkaç noktayı izah etmeye çalıştım. Sen de aklına gelen noktaları (bu öykünün sende bıraktığı izlenimleri) yazarsan sevinirim.

Şu yazım da dikkatini çekebilir: Eski Sevgilimi Geri Kazanmak İçin Hangi Kaynağı Kullanmalıyım?


Sağlıcakla...

25 Ağustos 2014 Pazartesi

Eski Sevgilinin Ameliyat Yeri

Eski Sevgilinin Ameliyat Yeri
Eski Sevgilinin Ameliyat Yeri

Eski Sevgilinin Ameliyat Yeri

Birkaç gün önce, eski sevgiliye ilişkin yazılarımı birer hikaye ile süslemeye karar verdim. Sen bunu, hikayelerin eski sevgili ile süslenmesi şeklinde de algılayabilirsin. Çünkü eski sevgili, her zaman elem ve acı dolu değildir; bilakis çoğu zaman zevkli ve eğlenceli bir uğraştır. Gelelim "ameliyat yeri" adlı öykümüze:

Bir kız ile bir erkek (homoseksüelleri saymaz isek bu çifte ezeli aşıklar diyebiliriz) güzel ve çiçekli bir bahçede baş başa oturup sohbet ediyorlarmış. Tabi erkek, bu sohbetin yalnızca baş başa olmasını değil, biraz da dudak dudağa olmasını temenni ediyormuş.

İçinden bu şekilde şeytani düşünceler geçiren erkek (aslında çok da şeytani bir fikir değil; ama çoğu insan böyle düşünür nedense. Belki de bu durum, aşk gibi masum bir duygunun şehvet ile lekelenmemesi gerektiğini düşünmekten kaynaklanır) bir şekilde kızı tongaya düşürmeye çalışır. Fakat ima yoluyla ifade etmeye çalıştığı tüm seksüel çağrışımlar, kız tarafından ustaca savuşturulur.

Yanı sıra, kız da az muzip değildir; çünkü erkeğin tüm çabalarına ve kendisi de dudak dudağa sohbet etmeyi arzulamasına karşın, yine de erkeğin imalarını anlamaz görünmekte ve bu işten şeytani bir keyif almaktadır. Senin anlayacağın, bir tarafta şeytani arzu, diğer tarafta ise şeytani keyif çarpışmaktadır.

Fakat bu savaşı şeytani keyif kazanır. Nitekim, kız şöyle bir hamle yapar:

"Biliyorsun geçen sene apandisit ameliyatı olmuştum. Sana ameliyat olduğum yeri göstereyim mi?"

Erkek, bu söz üzerine gayet mağrur ve hoşnut bir şekilde şöyle der:

"Göster tabi gülüm, görmeyi çok istiyorum."

Kız, son darbeyi indirir:

"Şu karşıda beş katlı sarı bir bina var ya. İşte o binanın 5. katında ameliyat oldum."

Bu söz üzerine erkeğin aklından: "Ben diyorum bayram haftası, sen anlıyorsun mangal tahtası." sözü geçmiş midir bilmiyorum; ama benim aklımdan "eski sevgili" geçti doğrusu.

Dostum, eski sevgilinin çoğu sözlerini yanlış anladığımız gerçeğini inkâr etmek mümkün mü Allah aşkına? Veya olayı "eski sevgili" özelinden çıkarıp daha da genelleştirecek ve insan bağlamında düşünecek olursak, hangimiz birbirimizi tam manasıyla doğru anladık şimdiye dek?

Hepimiz, aslında "dayak cennetten çıkmadır" sözünü dayağın faziletine yorduk çoğu kez; fakat işin aslının "dayağın cennetten çıkarılacak kadar iğrenç bir kavram olduğu" gerçeğini anlayamadık.

Aynı şekilde hep yanlış anladık birbirimizi ve bu yüzden hep iletişim çatışması yaşadık. Hep kaybettik insan olarak.

Dostum, aklıma bu öyküyle ilgili daha birçok mana geliyor; ama ben senin düşüncelerini merak ettiğim için sözü sana bırakmak istiyorum. Buyur: